İlkokula başladığım 80’li yılların başlarında yukarıda bir kıtasını alıntıladığım öğretmen marşı, öğretmenim çok muhterem Nurşen Hanımefendi’nin zihnimde hala capcanlı görüntüsüyle beraber aradan geçen onca zamana karşı zihnimde yankılanmaya devam ediyor.
Şimdi geriye dönüp bakınca, her kime dönüştüysem iyi olan her şeyde hakiki rolü aslen öğretmenlerimizin oynadığına bir defa daha minnetle şahit oluyorum.
Cehaletle savaşlarından neler görmedik ki? Her şeyden önce ve her şeyin başında insan olmayı… Hakikate sonsuz sadakati, öğrenmenin sınırsızlığını, yalan yanlış gerçeklik algımızın neden olduğu korkularımıza boyun eğmemeyi, hakikatin suyuna kirli değil ancak sığ olduğu zaman girmeme erdemini, gerçeğe bağlılığın ve dürüstlüğün sadece bir toplumsal erdem değil fakat aynı zamanda insanın kendisini yüceltebilmesinin alternatifsiz yolu olduğunu.
Doğru öğretmek için doğru öğrenme aşkını, bunun için kendini aşmayı, hakikat karşısında tereddütsüz biçimde anında durarak buna göre kendini yenilemeyi, daha fazla bilmenin insanı bilgiç değil çok daha fazla mütevazı yapacağını, bilimin korunması gereken onurunun ancak ve bizzat yaşayarak ifade edilebileceğini.
Neler görmedik ki? Kendileri söylemeyi izzetlerinin verdiği tevazularıyla zül saysalar da, yüzlerindeki derin çizgilerden cehaletle muharebenin dünyanın en zor, en merhametsiz, en çok cesaret ve en çok fedakârlık gerektiren savaş olduğunu, sürekli verip hiç almadan da yaşamanın mümkün olduğunu, belki de tuttuğunu hiç görmeyecekleri-göremeyecekleri atî için maya çalmayı, savunma görevini tereddütsüz aldıkları hakikatin izzetini savunmak uğruna tribünlerden gelen ezayı kucaklayabilmeyi. Gördük ve görmeye devam edeceğiz, insanın yücelme yolundaki serencamında bize daima öğretecek, örnek olacak ve ilham kaynağı olacaklar.
Cehaletin karanlığının bütün ışık huzmelerini yuttuğu en tekinsiz yerlerde bile kendilerini mum gibi tüketerek insan onurunun nefes almasına imkân veren birer vaha oluşturmuş, oluşturan ve oluşturmaya devam edecek öğretmenlere, kim hakkıyla teşekkür edebilir ki? Ve zaten yüce gönüllü bu insanüstü insanların hangisi, kendi alçak gönüllü bakış açılarına göre yalnızca ve sadece vicdanlarının emrettiklerini yaparken, tabiatıyla karşılığı asla bulunamaz diğergamlıklarına karşılık beklemiş olabilir ki?
Bu duygu ve düşüncelerle, tüm öğretmenlerimizin Deprem felaketi nedeniyle buruk geçen öğretmenler gününü can-ı gönülden kutlar, her bir öğretmenimizin temsil ettikleri bu şahs-ı manevîye minnetlerimizi sunar, Van ve Erciş’te depremde hayatını kaybeden öğretmenlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemil ve yaralı olanlara acil şifalar niyaz ederim.